30 Kasım 2009 Pazartesi
Şerefsiz Piçler: Inglourious Basterds (Biliyormusun Utivich bu benim baş yapıtım olabilir:) )
Tarantino son filminde acaba ne yapmış diye merak edip duruyordum. Dün gece nihayet izleme fırsatı buldum. Harika film müzikleri,uzun diyologlar, çarpıcı kanlı sahneler (bu filmde nispeten daha az sadece kafa derisi yüzme bölümlerinde ), filmi bölümler halinde işleme bunlar klasik Tarantino üsluplarıydı. Tarantino kesinlikle amerikan film klişelerine yeni bir soluk getirdi. Inglourious Basterds, bir yeniden yapım filmi. Filmin orijinali ise 1978 yapımı, italyan asıllı yönetmen Enzo Girolami Castellari’nin yönettiği “Quel Maledetto Treno Blindato”. Inglourious Basterds senaryosunu da Tarantino yazmış. Filme gelince epeydir izlediğim en iyi filmlerden biriydi diyebilirim. Teğmen Aldo Raine rolünde güney aksanıyla denizci gibi küfreden Brad Pitt'e bayıldım. Harika bir aksan olmuş ve Brad Pitt'e çok yakışmış cidden. Inglorious Basterds, II. Dünya Savaşı zamanında, alman işgali altındaki Fransa’da başlıyor. Çok sevdiği ailesinin, Nazi Albay Hans Landa tarafından katledilmesine tanıklık eden Shosanna Dreyfus, katliamdan kılpayı kurtularak Paris’e kaçar. Orada sinema salonu sahibi ve işletmecisi olarak yeni bir kimlik edinir. Aynı günlerde Avrupa’nın başka bir köşesinde Teğmen Aldo Raine, amerikalı yahudi askerler tarafından kurulan bir grubu, düşmana karşı misilleme yapma amacıyla organize etmektedir. Düşmanları tarafından “Piçler” yakıştırmasıyla bilinen Raine’ın grubu, nazi Almanyası’nın önde gidenlerine zarar verme misyonunu üstlenmiştir. Bu amaçla, alman sinema oyuncusu ve gizli ajan Bridget Von Hammersmark ile işbirliği yapar. Shasoanna’nın kendi intikamını alma planlarını yaptığı bir sinema salonunun çatısı altında hepsinin kaderleri kesişecektir. Gerek Brad Pitt gerekse Christoph Waltz rollerine son derece yakışmışlar. Tarantinoyu bu seçimlerinden dolayıda bir kez daha tebrik etmek gerek sanırım. "Biliyormusun Utivich bu benim baş yapıtım olabilir". sanırım bu diyalogda ünlü yönetmen aslında kendi başyapıtını belirlemiş. :)) . Filmi baştan sona keyifle ve soluksuz izliyorsunuz.
28 Kasım 2009 Cumartesi
New moon
Nihayet bugün izledim.Neden bilmem bu filme bir türlü fazlasıyla ısınamadım ben. Aslına bakılırsa ilk film oldukça değişik ve romantik gelmişti. Fakat ikinci filmde aynı şeylerin tekrarlıyor olması rahatsızlık verici. İnsanın içinden artık şu kız ısırılsada herkesde derin bir oh çekse demek geliyor. Bu defa filme birde kurt adamlar eklenmiş. Hayalimde muhteşem tek kurt adam "hu jackman" olduğu için yüzünde tek bir kıl olmayan kurt adam karakterine açıkcası ısınamadım. Bu yorum üzerine genç kızlar beni topa tutabilir ama :) Ne yapayım kurt adam dediğin "hu jackman" gibi olmalı :) Belkide filmin karekterlerinden kaynaklanıyor ama bende hep sanki daha çok duygu olmalıymış sanki birşeyler eksikmiş hissi yaratıyor. Çok aşık vampirimizin bakışlarında sanki biraz daha duygu olmalı gibi. :D Bütün bunların dışında çok emek harcanmış belli , orman sahnelerine hep bayılıyorum zaten. Aksiyon sahneleri oldukça iyi. Genel olarak film iyi fena değil. Ama sinemadan çıktığımda vay be dedirtmedi bana :))
25 Kasım 2009 Çarşamba
Çekmecemdeki Bayram Mendilleri...
Bayrama yakın haftalar öncesinden bir telaş alırdı bizim evi. Hangi tatil yöresine gideceğimiz değil kimlere ziyaretler yapacağımız planlanırdı. Annem günler öncesinden başlardı yemeklerini yapmaya. Sahi ne güzel yaprak sarmaları su börekleri yapardı. Alışverişe çıkılırdı bir telaş. Ben ne şanslıyım ki bayramlık ayakkabıları baş ucunda geceden heyacanla uykuya yatabilen bir nesilden geliyorum. Sabah ezanıyla uyanılır hemen bayramlıklar giyilirdi. Babam bayram namazından gelince full tekmil hazır olurdu soframız. Önce el öpülür harçlıklar alınır ; sonra bütün aile sofraya oturulurdu. Ne güzel olurdu bayramlar eskiden. Şeker toplamaya çıkardık el ele tutuşup. O zamanlar şeker toplamaya çıkan çocuklar kaybolmazdı. Tanısanda tanımasanda bayramlaşmak için gezmemek ayıptı. Annem kapıya gelen çocuklar için en güzel badem şekerlerini, çikolataları ayırırdı. El öpmeye gittigimiz kapılardan kenarları dantelli mendil arasında para verilirdi . Hala çekmecemde çocukluğumdan kalma mendillerim var; bakıp bakıp hüzünlendiğim. Bayramların adı tatil değildi eskiden. Küçük yerlerde panayır meydanları kurulurdu. Bütün mahallenin çocukları bayram harçlıklarımızla dönmedolaba binmeye koşardık . Pamuk şeker, macun, bıcı bıcı satılırdı.GDO lu mısırlar yoktu bizim panayırlarımızda. Toz toprak içinde kalırdı bayramlık rugan ayakkabılarımız. Rugan ayakkabı üstündeki tozu görmüşmüdür acaba şimdiki çocuklar. Şanslı bir nesildik biz vesselam. Kasnaktan uçurtma yapardı babam; kavga ederdik kardeşimle seninki daha yükseğe çıktı benimki daha yüksekte diye. Boş arsalar da koşardık nefesimiz kesilene kadar. Çamurla oynamaktan ellerimiz üstü kanardı.Annem karnımızı doyurabilmek için zorla eve sokardı bizi. Bayramlıklar toz toprak içinde. Bacaklarıma oklava yemişliğimde vardır bu yüzden. Ne güzel bayramlarımız vardı eskiden adı tatil olmayan.
24 Kasım 2009 Salı
ÖKSÜZ
Bir yıldız düştü, gökyüzünden gözlerime.
İşte o an duydum, ağlayan kuşların sesini.
Ufacık bir tomurcuğun, bir çırpıda çiçek açtığını,
Ve bir ateş böceğinin, ansızın yüreğime düştüğünü,
O vakit gördüm.
Sevda, sensiz
Neşesini, şarkısını kaybetmiş,
Boynu bükük bir bahardı sanki
İşte o vakit anladım.
Sevdamın öksüz kaldığını.
1998-Funda
İşte o an duydum, ağlayan kuşların sesini.
Ufacık bir tomurcuğun, bir çırpıda çiçek açtığını,
Ve bir ateş böceğinin, ansızın yüreğime düştüğünü,
O vakit gördüm.
Sevda, sensiz
Neşesini, şarkısını kaybetmiş,
Boynu bükük bir bahardı sanki
İşte o vakit anladım.
Sevdamın öksüz kaldığını.
1998-Funda
GEL
Öncesini ve sonrasını, hiç düşünmeden.
Yaşamı ve aşkı sorgulamadan.
Cesur bir yürek, korkusuz bir sevda
Deli bir rüzgar ol, es de gel.
Bugünü ve sevdanı duyarak.
Aklını avuçlarına koyarak.
Duygulu bir aşık, bitimsiz bir sevda,
Kayan bir yıldız ol.
Geceme düş de gel....
1997-Funda
Yaşamı ve aşkı sorgulamadan.
Cesur bir yürek, korkusuz bir sevda
Deli bir rüzgar ol, es de gel.
Bugünü ve sevdanı duyarak.
Aklını avuçlarına koyarak.
Duygulu bir aşık, bitimsiz bir sevda,
Kayan bir yıldız ol.
Geceme düş de gel....
1997-Funda
ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK
Bir gece yarısı ansızın öpüverse dudaklarımdan
Alıverse beni kollarına
Yahut bir kış günü sarıverse beni
Tatlı bir uykuya dalsam kollarında
Ölümü düşünüyorum, delicesine
Bir sabah ansızın
Pencereden içeri sızıp, göz kapaklarımı öperken güneş
Ben geldim canım, merhaba dese bana
Yahut bir yaz günü
O Derin denizlere daldığımda
Dolansa ellerime, ayaklarıma
Dalgalarda bir köpük olsam
Ölümü düşünüyorum,
Ölümü özlüyorum delicesine
1997-Funda
Alıverse beni kollarına
Yahut bir kış günü sarıverse beni
Tatlı bir uykuya dalsam kollarında
Ölümü düşünüyorum, delicesine
Bir sabah ansızın
Pencereden içeri sızıp, göz kapaklarımı öperken güneş
Ben geldim canım, merhaba dese bana
Yahut bir yaz günü
O Derin denizlere daldığımda
Dolansa ellerime, ayaklarıma
Dalgalarda bir köpük olsam
Ölümü düşünüyorum,
Ölümü özlüyorum delicesine
1997-Funda
KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞU YÜREĞİM
Kaybolmuş küçük bir kız çocuğu yüreğim
Sisli ve puslu bir gece adım, adım yaklaşıyor küçüğe
Alıverip kollarına uyutmak istiyor
Kapılsa o sis bulutlarından birine
Gitse,
Suların buz gibi aktığı
Denizin hırçın, umarsız kıyıları dövdüğü sahillere
Anlatsa kaybolmuşluğunu, çaresizliğini
O eski dostuna
Küçük bir kız çocuğu yüreğim,
Kayboluvermiş çaresiz kaldırımlarda
Etrafta bir sürü insan, sel gibi akar durur üstüne
Bağırmak için açar ağzını
Gece sesini alıp götürür
O da yitiverir yüreği ile birlikte
Dünya tatlısı gülücüğü yavaşça silinir yüzünden
Ümitsiz, yemyeşil kırları düşünür
Kelebekler donar kalır düşlerinde
Çaresiz, ümitsiz,
Kayboluvermiş bir kız çocuğu yüreğim
1997-Funda
Duracell Pilstop
Sosyal Medyanın gücü..... Duracell de bu gücü farkeden markalar arasında artık. Kasım ayı içerisinde yayına giren Duracell Pilstop adlı advergame ile de dikkatler artık Duracell'in üzerinde.Yaptırdıkları flash oyun üzerinden yarışıp haftanın birincilerine bol keseden ödül dağıtan Duracell, Pilstop oyunu ile ayrıca kendini güzel pazarlıyor. 10 kat daha uzun ömürlü sloganını oldukça akılda kalıcı ve dikkat çekici.Web sitesinde de bu sloganı kullanan Duracell kullanıcılardan neyin neyden 10 kat daha iyi olduğunu söylemelerini istiyor. En çok like alana da ödül varmış benden söylemesi. Ayrıca Facebook Hayran Sayfası da rekora koşuyor.
11 Kasım 2009 Çarşamba
Ve nihayet 2012
Gösterim tarihi : 13 Kasım 2009
Yönetmen : Roland Emmerich
Oyuncular : John Cusack, Amanda Peet, Danny Glover, Thandie Newton, Woody Harrelson
Tür: Aksiyon, Bilim-Kurgu, Dram, Gerilim
2012 filmi yüksek bütçeli ve önemli starları biraraya getiren bir yapım olarak dikkatimizi çekiyor. Doğal felaket filmlerinin büyük ustası Roland Emmerich yönetmen koltuğunda. Filmde insanların dünyayı vuran felaketlere karşı hayatta kalma çabası anlatılıyor. Filmi izleyeyim yorumumu en kısa sürede yapacağım. Ön gösterim için teşekkürler Warner Bros.:))
Yönetmen : Roland Emmerich
Oyuncular : John Cusack, Amanda Peet, Danny Glover, Thandie Newton, Woody Harrelson
Tür: Aksiyon, Bilim-Kurgu, Dram, Gerilim
2012 filmi yüksek bütçeli ve önemli starları biraraya getiren bir yapım olarak dikkatimizi çekiyor. Doğal felaket filmlerinin büyük ustası Roland Emmerich yönetmen koltuğunda. Filmde insanların dünyayı vuran felaketlere karşı hayatta kalma çabası anlatılıyor. Filmi izleyeyim yorumumu en kısa sürede yapacağım. Ön gösterim için teşekkürler Warner Bros.:))
9 Kasım 2009 Pazartesi
Bizler gözlerinizin içine siz bize bakamadığınız için bakmıyoruz. Sizi daha fazla üzmemek için. Peki ya siz neden bizim gözlerimizin içine bakamıyorsunuz?
Evet neden bakamıyoruz gözlerinin içine ? Ne güzel söylemiş Güneydoğu gazisi Savaş YÜCEL
Bu sorunun yanıtı aslında kelimelerde saklı yıllardır güneydoğudan gelen çatışma haberlerini okuruz. Verilen şehitler ve gaziler o haberlerde hep bir sayıdır. Oysa her bir sayının altında çok acı hikâyeler yatar. O haberlerdeki sayıları unuttuğunuz gün şehitler ölür. O haberlerdeki sayıları unuttuğunuz gün gazilerin hayatında yeni ve acı dolu bir sayfa açılır.
Kınalı Türkü'den.
Savaş Yücel
"Biz Kınalı Bacaksızlar" kitabının yazarı. Gazilerin iç dünyasını yaşadıklarını topluma anlatmaya çalışan bir kahraman. Bir mayına basarak ayaklarını kaybeden yüzlerce gaziden biri. Yaralandığında ağzından çıkan tek söz "anneme haber vermeyin olmuş" çatışma yerinden helikoptere fırlatılarak kurtarılabilmiş.
Ergin Şen -Sağ gözü tamamen görmemesine rağmen bunu saklayarak askere gider ve komando olur askerde bu ortaya çıkınca komando olamazsın derler. Fakat o sol eliyle ateş etmeyi öğrenerek komando olmak istediğinde ısrar eder. Bir çatışma esnasında mayına basarak ayağını kaybeder. Ailesi kolu kırık diye geldiği hastanede oğullarının ayağının olmadığını görür.12 yıldır çok zor şartlarla çalışarak hayatını devam ettirmeye çalışıyor. “Bir güneydoğu gazisi bu toplumun içinde şeref ve onurla yaşayacağına içinde bulunduğum şartları kabullenemiyorum katlanamıyorum” diyor.
Olcay Polat –Bir çatışmada mayına basar ve bacağı kopar. Bacağının koptuğunu annesine üç ay boyunca söylemez. Üç ay sonra evine geldiğinde annesi evladını o halde görünce kapıda bayılır.
Ve 28 Temmuz 1991 günü PKK Bingöl-Solhan kara yolunu kesti. Tüm araçları durdurdu. Durdurulan araçların birinde polis memuru Osman çınar ve ailesi vardı. Osman çınarın eşi Meliha Çınar o gün başına gelen faciayı yıllar sonra bir mektupla anlattı. Bu mektup basında yer almadı.
İŞTE O MEKTUP..........
Beyim arabadan inerken bana siz arabadan inmeyin dedi ben iki kızımla birlikte arabanın içinde iki saat bekledim. Daha sonra eşim sağındaki ve solundaki teröristlerle yanıma gelip. Çocuklarıma iyi bak iyi sahip ol dedi. Eşimin son sözü buydu teröristler çabuk arabadan in dediler. Bende sadece el çantamı ve iki çocuğumu alıp arabadan indikten sonra arabamızı yaktılar. Beyimi şehit ettiler. Beyimin cenazesini Bingöl’e götürdüler o zaman 3 aylık hamileydim. Polisler beni sağlık ocağına götürdüler. Doktorlar bebeği kaybetme tehlikesi var dedi. Bana iğne yaptılar Malatya devlet hastanesine kadar cenazeyle birlikte gittik. Cenaze arabası hastane önünde beklerken ben kürtaj oldum.Ben o anda bir değil iki şehit verdim
Oktay Kaya
Pusuya düşerler ve bir can pazarında. Defalarca vurulur. O kolundan ve vücüdünun çeşitli yerlerinden yaralanırken komutanını yanı başında şehit verir.
Abdurrahman Güven
Timin mayıncısıdır. En önden mayın dedöktörü ile ilerlemektedir. Çatışmaya girerler. Üç yönden yoğun ateş altındadır. Vurulacağını anlayınca bir kayanın arkasına atar kendini kayanın arkası uçurumdur. Aşağı düşmemek için ayağını kayanın arasına sıkıştırır tam o esnada kafasından vurulur. Tam 4 saat boyunca bacağından asılı vaziyette, kafatası parçalanmış, o iki kayanın arasına sıkışmış bilinçsiz ecelini bekler. Ancak ecel randevuya gelmez. Aylarca hastanede kalır ve acı gerçekle yüzleşmeye başlar.
Bunlar onu sözleridir. "Ben zannettim ki bütün halklar benimle gurur ve onur duyacak. Öyle değilmiş"vah vah diyor herkes sonra maaşımızı soruyor en çok zoruma giden de bu""biz para için oraya gitmedik vatan bayrak için gittik. Bana dünya para verip git deselerdi gitmezdim. Bayrak için gittim.”
Erdal Sucu
9 kişinin şehit olduğu bir çatışmadan 2 kolundan vurulmuş olarak çıkar. Gata da tam iki yıl boyunca tedavi görür.Sonrasında DMO da depoda çalışmaya başlar. Deponun çalışma şartları çok ağırıdır ve altından kalkamaz ve şikâyetçi olur. Müdürün karşısına çıkar. Müdür “buranın müdürü benim seni nerde istersem orda çalıştırırım şikâyetçi isen seni tuvalet temizlemeye vereyim, ya da bulaşıkçı yapayım ister misin” der. Onuru ve gururu kırılan Erdal çaresiz depodaki işinin başına döner. Ve korkulan olur depoda her biri tonlarca ağırlıkta olan kağıt balyalar devrilir ve Erdal altında kalır arkadaşları ancak 15 dakika sonra onu oradan çıkarabilirler. Erdal yaşadığı onca şeyin üstüne birde felç kalır.

Şahin Telli
Siirt Pervari’de çatışmaya girer. Beş şehidin verildiği bir çatışmadan omuriliğine isabet eden bir kurşunla felç kalır. “Ben gaziyim diyemiyorum” diyor.
Metin Erdem
Teskeresine 20 gün kala pusuya düşer. 160 kişilik bir PKK lı gurupla çatışmaya girer. Bir el bombasının yanında patlaması sonucu gözlerini kaybeder. Kafasının her yerinde şarapnel parçaları varGöksel Gümüş
Derecik karakoluna askerlk hizmetini yaparken. Derecik karakolu 600 kişinin saldırısına uğrar. 28 şehit verilir. Yanında ki ağır makinelide ki arkadaşı vurulur yalnız kalır. Teröristlere geçit vermemeye çalışırken. Göksel kafasından vurulur. Ailesine ilk haber şehit diye gelir. Derecik baskınından hastaneye getirilen üç askerden ikisi şehit olur ancak bir asker hala yaşıyordur. Askerler künye taşımadıkları için sağ kalan askerin kim olduğu tespit edilemez. Gökselin annesi oğlunun vücudundaki yanık izini doktorlara tarif eder. Gökselin hayatta olduğu bu şekilde anlaşılır. Göksel nişanlıdır. Birbirlerini çok severler. Aylar süren tedaviler sonucu Göksel tekerlekli sandalyeye mahkum kalmıştır. Genç kız ailesinin baskısıyla nişanlısından ayrılır ve bir başkasıyla evlendirilir. Gelin olmak için ısrarla 28 Eylül gecesine ister kimse neden olduğunu bilemez. 28 Eylül gökselin vurulduğu gecedir. Üç kızı olur. Çocukların isimleri Sibel,Yağmur ve Damla dır. Bu isimlerin sebebini bir tek Göksel anlar. Sibel ikisini tanıştıran kızın ismidir. Yağmur ve Damla ise senin için ağlıyorum demektir.“Göksel onu hala çok seviyorum. Dilerim her zaman mutlu olur" diyor.
Binbaşı Bekir Karabıyık'ın şehir olmadan iki hafta önce eşine yazdığı son mektubu da basına hiç yansımadı.
Güzel hanımcım şimdi ayrılık zamanıdır. Sen genç oğulcuklarım çok küçüksünüz sizi mesut ve bahtiyar edebilmek için çok uğraştım. Çileli bir hayattı bu beraber yaşadık. Beni anlamışsındır. Göhsüm içindeki kafesine sığmıyor çok dua aldın. Bu sebepten uzun ömür ve hayır ümidim vardır. Fakat ben kefenimi hep üzerimde hissettim ecel gelirse sefa gelsin onunla arkadaşım ben yeter ki son nefeste mümin olarak göçeyim. Hak vaki olur inşallah şehit olurum. Sana ağlama demiyorum. Seven sevdiği için elbette ağlar. Müsterih ol haram lokma yemediniz yedirmedim. Bilmeden işlediklerimizi Allah affetsin çocukları hoş tut hep tatlı sözler söyle onlar Allahın izniyle hayırlı insan olur. Büyük oğlum hırçındır ama merhametlidir. Küçük oğlum hem akıllı hem iyi huyludur. İkisinde de siyasi zeka vardır. Devlet adamı olabilirler o yöne yöneltmeye çalış. Demin dostların kimlerse onlarla irtibatı kesme. Ben senden razıyım Allah da senden razı olsun. Allah cennet nasip ederse seni de yanıma versin iffet, namus ve hanımefendiliğinle her zaman bir yıldızdın. Güzel yüzünü Allah nasip ederse tekrar görürüm. Ama dünyada ama ahirette hakkınızı helal edin.
Evin babası Bedir.
UNUTULMAK BİR ŞEHİDİ ÖLDÜRÜR, UNUTMAK İNSANLIĞI. NEDEN GÖZLERİNİN İÇİNE BAKAMADIĞINIZIN CEVABI VİCDANLARINIZDA SAKLI.
ONLAR BİZ SICAK YATAKLARIMIZDA DAHA RAHAT DAHA HUZURLU UYUYALIM DİYE. VATAN DİYE BAYRAK DİYE ÖLDÜLER GAZİ OLDULAR.
KOMANDO OLMAK ONURUMDUR
OLUR YA BİR ÇATIŞMADA ÖLÜRSEM
ARKAMDAN YAS TUTMAYIN
BIRAKIN TOPRAĞIMDA RAHAT UYUYAYIM
BEDENİMDEN KOMANDOMU ÇIKARMAYIN
ONLAR BENİM GURURUMDUR
ÖLÜNCE KEFENİM OLACAK
BAŞIMDAN MAVİ BEREMİ ÇIKARMAYIN
O BENİM ŞANIM ŞEREFİM OLACAK
AYAĞIMDAN BOTLARIMI ÇIKARMAYIN
ONLAR NİCE YOLLAR AŞACAK
ŞEHİT OLURSAM SIRAT KÖPRÜSÜNDEN GEÇECEK
ELİMDEN TÜFEĞİMİ ALMAYIN
O BENİM MEZARIMA SEMBOL OLACAK
YARAMIN KANINI SİLMEYİN
AHİRETTE HESABI SORULACAK
GÖĞSÜMDEN KÖR KURŞUNU ÇIKARMAYIN
O BENİM MADALYAM OLACAK...
Bu şiir, Hakkari - Çukurca - Üzümlü Jandarma Sınır Karakolu'nda görevliyken 12 Aralık 1993 günü saat 21.00 sıralarında bölücü eşkiya ile yapılan silahlı çatışmada kahramanca çarpışarak şehit düşen Mustafa oğlu, Sakarya 1972 doğumlu Jandarma Komando Onbaşı Zekeriya Gülyaman'ın (1972/4) şahsi eşyaları içerisinden çıkmıştır.
UNUTMAYIN!.... UNUTTURMAYIN!....
Kaydol:
Yorumlar (Atom)













